Bu makaleyi yazdırmak için browserınızın "print" (veya yazdır) komutunu seçiniz.

Soykırım Konusundaki Gerçek

HARUN YAHYA

 

Yahudiler ve Yahudilik konusundaki görüşlerimiz çerçevesinde, Naziler tarafından II. Dünya Savaşı yıllarında Yahudilere karşı gerçekleştirilen Soykırım vahşetini de değerlendirmek gerekmektedir.

 

Nazilerin Zulüm Politikası

Naziler, 1933 yılında iktidara geldikten sonra, Alman toplumu içinde kendilerince "zararlı" gördükleri unsunları önce tecrit etmek sonra da ortadan kaldırmak için acımasız bir politika uygulamaya koymuşlardır. Toplu Nazi cinayetlerinin ilk hedefi, Alman toplumu içindeki özürlü ve genetik hastalıklara sahip insanlardır. Naziler, Darwinist Alman biyolog Ernst Haeckel tarafından geliştirilen "öjeni" tezi uyarınca, bu insanları Alman toplumunun genlerini bozan parazitler olarak görmüş ve bu zavallı insanlara karşı en acımasız yöntemleri kullanmışlardır. Önce belirli "sterilizasyon merkezleri"nde toplanan ve kısırlaştırılan özürlü ve kalıtsal hastalar, daha sonra Hitler'den gelen gizli bir emirle öldürülmeye başlanmıştır.

Naziler bir taraftan da rejim muhaliflerine karşı insanlık dışı baskılar uygulamaya başlamışlardır. Pek çok sol veya liberal görüşlü insan, çok sayıda rahip ve din adamı, sadece fikirlerinden veya inançlarından dolayı tutuklanmış ve Münich yakınlarında kurulan Dachau çalışma kampında ağır şartlarda ölesiye çalıştırılmıştır.

Nazilerin zulmüne maruz kalan bir diğer grup ise, ülkedeki Yahudiler'dir. Hitler ve Rosenberg gibi Nazi ideologları tarafından "dünyadaki tüm kötülüklerin kaynağı" ve "Alman kanını bozan parazitler" olarak gösterilmek istenen Yahudi halkı üzerinde giderek ağırlaşan bir baskı uygulanmıştır. Yahudi dükkanları boykot edilmiş, Alman halkı Yahudilere karşı kin ve düşmanlık beslemeye yöneltilmiş, Yahudiler üzerine yasal kısıtlamalar konmuştur. 1938 yılında, 9 Kasım'ı 10 Kasım'a bağlayan gecede düzenlenen ve binlerce Yahudi işyeri, evi ve sinagoğunun parçalanmasıyla sonuçlanan "Kristal Gecesi" (Kristallnacht), Naziler'in Yahudilere zulmünün önemli bir dönüm noktasıdır. (Geceye "Kristal Gecesi" denmesinin nedeni, yağmalanan işyeri ve evlerin kırılan camlarının oluşturduğu görüntüdür.)

 

Toplama Kamplarındaki Cinayet ve İşkenceler


Buchenwald toplama kampında, açlık, hastalık ve Nazi zulmü altında yaşama mücadelesi veren Yahudiler.

Kristal Gecesi'nin ardından, önce Almanya ve Avusturya'daki, sonra da-II. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte-Alman işgali altındaki ülkelerdeki Yahudiler aşamalı olarak toplama kamplarına sürülmüşlerdir. Ancak yalnızca Yahudiler değil, Çingeneler, Slavlar, Rus savaş esirleri gibi farklı etnik ve dini kimliğe sahip insanlar Auschwitz, Majdanek, Sobibor, Treblinka, Belzec, Chelmno gibi çoğu Polonya'da yer alan kamplarda toplanmış ve çok kötü şartlarda Alman savaş endüstrisinde köle işçi olarak kullanılmışlardır.

Ancak Nazi zulmü, insanları köle işçi olarak çalıştırmaktan çok daha ileri gitmiştir. Auschwitz'e ve diğer toplama kamplarına götürülen Yahudiler ve diğer tutsaklar, yük trenlerine kilitlenerek günler boyu taşınmış, bazı yaşlı ve zayıf insanlar bu trenlerde açlık, susuzluk ve kabalalık nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Trenlerden indirilen insanlara adeta birer hayvan gibi muamele edilmiş, aileler bölünmüş, en ufak bir direniş gösterenler tereddütsüz ve belki de çocuklarının veya ailesinin gözleri önünde idam edilmiştir.

Bu kamplarda çalıştırılan insanlara hiç bir acıma ve merhamet gösterilmemiş, sadist Nazi subaylarının keyfi hakaretleri, tehditleri, işkenceleri altında yıllarca köle hayatı sürmüşlerdir.

Bu mazlum insanlara, adeta birer hayvan gibi davranılmıştır. Örneğin Auschwitz'in ünlü cani doktoru Mengele tarafından kamp tutsakları arasından "kobay" olarak seçilen yetişkinler ve çocuklar üzerinde, insan vücudunun acıya veya soğuğa ne kadar dayanabildiğini anlamak için korkunç denemeler yapılmıştır. Soğuk kış gününde buz dolu sulara zorla sokulup bekletilen insanların, donmadan önce kaç dakika yaşayabildikleri test edilmiştir. Mengele'nin denekleri üzerinde hiç bir anestezi yapmadan cerrahi operasyonlar yürüttüğü, örneğin insanların kollarını, bacaklarını veya midelerini canlı canlı kestiği bilinmektedir. Mengele'nin en zalim deneyleri ise, kampa gelen ikiz çocuklar üzerinde olmuştur. Mengele kampa gelen tüm ikizleri diğer tutsaklardan ayırmış ve üzerinde farklı denemeler yaparak kalıtımsal faktörlerin etkisini ölçmüştür. Ancak kullandığı metodlar inanılmaz derecede zalimdir. İkizlerin kanını birbirine enjekte ederek tepkiyi ölçmüş, çoğunda ikizlerin biri veya ikisi şiddetli ağrılar ve yüksek ateş yaşamıştır. Mengele göz renginin kalıtsal olarak değiştirilip değiştirilmeyeceğini ölçmek istemiş ve bu amaçla ikizlerin gözlerine mavi mürekkep enjekte etmiştir. Çoğu denek büyük acılar çekmiş ve bir kısmı kör olmuştur. Küçük çocuklara çeşitli hastalıkların mikropları enjekte edilmiş ve bu hastalıklara ne kadar dayanabildikleri ölçülmüştür. Pek çok masum çocuk, Mengele adlı bu Nazi canavarının elinde işkence çekmiş, sakat kalmış veya ölmüştür.


Auschwitz toplama kampındaki Polonyalı masum Yahudi çocukları, 1944.
Toplama kamplarında açlık, salgın hastalıklar ve sistemli Nazi cinayetleri sonucunda, toplama kamplarında milyonlarca masum insan yaşamını yitirmiştir. Bu insanların arasında, Yahudilerin yanında Çingeneler, Slavlar, Ruslar, savaş esirleri, Nazi muhalifi Almanlar da vardır. (Soykırımın Perde Arkası adlı kitabımızda, bu kamplardaki gaz odaları iddiasını incelemiş ve gaz odalarının varlığına dair kanıtların zayıf olduğunu belirtmiştik. Ancak gaz odalarının var olmaması, bir soykırım ve zulüm yaşanmadığı anlamına gelmez. Nazi Partisi, insan öldürmeyi ideolojik bir misyon olarak gören acımasız bir cinayet makinasıdır ve çok daha farklı yöntemlerle-kurşuna dizerek, açlık ve salgın hastalık yoluyla, vs.-gerek Yahudileri gerekse diğer tutsakları kitleler halinde katletmiştir. Bunun detayları, tarihçiler tarafından tartışılacak bir meseledir.)

Kısaca belirttiğimiz bu büyük Nazi vahşeti, tarihin açık ve tartışılmaz bir gerçeğidir. Vicdan sahibi her insan, bu vahşetin sorumlusu olan Nazileri lanetler.

Ancak, konunun mutlaka gözönünde bulundurulması gereken bir yönü vardır:

  • Nazi zulmünün mağdurları, sadece toplama kamplarının tutsakları değildir. Sadece Yahudiler de değildir. II. Dünya Savaşı yaklaşık 55 milyon insanın yaşamına mal olmuştur. Savaş nedeniyle yaşamını yitiren Sovyet vatandaşlarının sayısı 25 milyonu bulmaktadır. Onlarca farklı millet ve etnik grup, Nazizm'in ve onun faşist müttefiklerinin zulüm ve işkencesine maruz kalmıştır. Dolayısıyla, II. Dünya Savaşı'ndaki mağduriyetten, tek bir millet adına özel bir siyasi tazminat talep edilmesi haklı olmaz.
  • Yahudilerin Nazi zulmünden büyük bir mağduriyet yaşamış oldukları gerçeği, bazı Yahudilerin diğer bir millete (örneğin Filistinlilere) yaptıkları bir zulmü meşru ve haklı göstermek için kullanılamaz.

Bu iki noktayı özellikle belirtiyoruz, çünkü İsrail Devleti'nin ve onun resmi ideolojisi olan Siyonizm, yarım yüzyıldır, üstteki bu iki konuda da yanıltıcı bir propaganda kullanmaktadır. Yani; II. Dünya Savaşı'nın tek mağdurunun Yahudiler olduğu ve bunun da İsrail'in Filistinlilere karşı uyguladığı zulmün mazur görülmesine neden olması gerektiğini telkin etmektedir.

Bizim daha önce Soykırım konusunu ele almaktaki amacımız da, bu yanıltıcı propagadayı etkisiz hale getirmek olmuştur.

 

Soykırım Kavramının Sömürülmesine Karşı Çıkan Yahudiler

Soykırım konusundaki bu gerçek, son yıllarda bizzat Yahudiler tarafından da ifade edilmektedir. Fransa'daki Ecole Pratique des Hautes Etudes adlı eğitim kurumundaki Çağdaş Yahudi Tarihi kürsüsünün başkanı Esther Benbassa, 1 Eylül 2000 tarihli Liberation gazetesinde yayınlanan yazısında , "Yahudi soykırımının bir din haline getirildiğini" belirtmiş ve şöyle yazmıştır: "Kendini kurban konumuna sokma, her Yahudi'yi eleştiriye karşı güvence altına alıyor ve böylelikle İsrail'i de eleştirilere karşı güvence altına alıyor."

Yahudi soykırımı kavramının siyasi-ve de ekonomik-bir propaganda aracı haline geldiği gerçeğini vurgulayan önemli bir çalışma, New York üniversitesinden Yahudi asıllı tarihçi Norman G. Finkelstein'in The Holocaust Industry: Reflections on the Explotation of Jewish Suffering (Soykırım Endüstrisi: Yahudilerin Acılarının Sömürülmesi Üzerine Düşünceler) adlı kitabıdır. Kendi öz anneannesi de Nazi toplama kamplarında tutsak olarak yaşamış bir "soykırım mağduru" olan Finkelstein, 2000 yılı basımı olan kitabında, Soykırım kavramının gerek İsrail gerekse Batı'daki Yahudi örgütleri tarafından tam anlamıyla "sömürüldüğünü" anlatmaktadır.


Nazi vahşeti sonucunda milyonlarca masum insan yaşamını yitirdi. Yahudiler ve toplama kamplarının diğer tutsakları, toplu mezarlara gömüldüler.

Bilindiği gibi, II. Dünya Savaşı'nın ardından kurulan uluslararası mahkemeler, Almanya'yı Nazi mağduru tüm Yahudilere büyük bir tazminat ödemeye mahkum etmiştir. Milyar dolarlarla ifade edilen bu tazminatın taksitleri, Almanya tarafından İsrail'e ve dünyanın farklı ülkelerindeki Yahudilere onyıllardır ödenmiştir ve halen ödenmeye devam etmektedir. Sadece Almanya değil, başta İsviçre olmak üzere çeşitli Avrupa ülkeleri, İsviçre'nin birer finans imparatorluğu niteliğindeki uluslararası bankaları, hatta Nazi işgali sırasında Yahudilere yardım etmeyen Doğu Avrupa ülkeleri de defalarca Nazi mağduru Yahudilere tazminat ödemek durumunda bırakılmıştır.

Finkelstein, "Holokost Endüstrisi" adlı kitabında, tüm bu tazminatların kullanılmasında bazı yolsuzluklar yapıldığını, Nazi mağduru yahudilere verilmek üzere Almanya ve benzeri hükümetlerden çok büyük paralar alındığını, ancak bunların gerçek sahiplerine, yani Nazi mağduru yahudilere değil, Siyonist örgütlerin finansmanına kullanıldığını anlatmaktadır.

Örneğin, Yahudi örgütleri geçtiğimiz yıllarda "Nazi kamplarında köle işçi olarak çalıştırılan Yahudilerin emeklerinin tazminatı" olarak Almanya'dan yeni bir ödeme istemişlerdir. Bu ödemeden yararlanacak Yahudilerin sayısı olarak verdikleri rakam ise 135 bindir. Oysa Finkelstein, resmi istatistiklere dayanarak, Nazi kamplarında işçi olarak çalıştırılmış olup halen hayatta bulunan Yahudilerin sayısının 14-18 bin civarında olduğunu açıklamaktadır. Arada kalan büyük fark, "tazminat" adı altında Siyonist örgütlerin kasasına aktarılacaktır. [1]

Finkelstein, sözkonusu Holokost endüstrisini oluşturmak ve canlı tutmak için Yahudi örgütlerinin ve bazen bireysel olarak Yahudilerin pek çok "sahtekarlık" yaptıklarını da açıkça yazmaktadır. Yazara göre; "Hitler'in Nihai Çözüm'üne dair yazılan literatürün büyük bölümü akademik açıdan değersizdir. Gerçekte, Holokost çalışmaları alanı, saçmalıklarla hatta bazen açık sahtekarlıklarla doludur." [2]

 

Sonuç

Burada anlattığımız gerçeklerin gösterdiği sonuç şudur: Yahudiler, II. Dünya Savaşı yıllarında Naziler tarafından korkunç bir soykırım politikasına tabi tutulmuşlardır. Milyonlarca Yahudi-farklı milletlerden insanlarla birlikte-Nazi vahşetinin hedefi olmuştur. Bu vahşeti lanetliyor, ne Yahudilere ne de bir başkasına benzer bir husumet ve zulmün asla uygulanmamasını istiyoruz.

Ancak, bu Soykırım gerçeğinin, Siyonist ideoloji ve İsrail devletinin insanlık suçlarını makul göstermek için kullanılması, Yahudi yazar Finkelstein'in tabiriyle "sömürülmesi" de son derece yanlıştır. Tarihte pek çok millete karşı soykırım ve katliam uygulanmıştır. Hepsini birden tel'in etmek, hepsinin mağdurlarına aynı saygıyı göstermek gerekir.


Dipnotlar
1- Norman G. Finkelstein, The Holocaust Industry, Verso Press, New York, 2000. s. 126
2- Norman G. Finkelstein, The Holocaust Industry, s. 55


www.islamantisemitizmilanetler.com

Bu site, HARUN YAHYA'nın eserlerinden yararlanılarak hazırlanmıştır. Harun Yahya'nın tüm eserlerine www.harunyahya.org adresinden ulaşabilirsiniz.